"Aynı hataya düşmeyiz"

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, bugüne değin Kıbrıs sorunu gerekçesiyle Doğu Akdeniz'deki kaynaklar gibi pek çok meselede çözüm için beklediklerini ancak artık bunu yapmayacaklarını ve kendi hayatlarını iyileştirme hedefinde olduklarını söyledi.

24 Ağustos 2019 11:54 | Kategori: Dış Politika

Özersay, "Kıbrıs sorunu ve müzakereler devam ediyor gerekçesiyle bizim hayatımız askıya alındı. Kıbrıs Türkler’i ilerleyemedi ve sahada fiili durum yaratıldı. Bundan sonra aynı hataya düşme niyetimiz yoktur” dedi.

Özersay, Başbakan Ersin Tatar ile birlikte Ankara ziyaretleri çerçevesinde Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyesi bir grup gazeteciyle buluştu.

Özersay, Doğu Akdeniz meselesini ayrıntılarıyla değerlendirdiği toplantıda, Türkiye ve KKTC’nin 2011 yılından itibaren yaklaşım değişikliğiyle Rum tarafınca sahada yapılan oldubitti tavrına karşı kendi çıkarlarını koruduğunu işaret etti.

Özersay, öncelikle KKTC’nin verdiği lisanslama ile Türkiye’yle birlikte yürütülen çalışmalarda eğer kaynak tespiti olursa bu konuda Rumlar’a da hak payı düşeceğini belirterek "Doğu Akdeniz konusunda 2011’den itibaren KKTC’nin yaklaşımı payımızı veriniz susalım değildir. Kaynakları nasıl yöneteceğimiz meselesi de bizim için önemlidir. Bu kaynakları hangi şirketler, hangi zaman diliminde çıkartacaklar, yüzde kaç bundan kar alacakları gibi yönetimi de önemlidir. Dolayısıyla Kıbrıs Türkü’nün ilgilendiği şey ‘sadece veriniz payımı da ben susayım değildir. Güney bizim, kuzey sizin diyorlarsa bunu konuşalım. Yoksa eğer Kıbrıs Adası bütünlüğünden söz ediliyorsa ve bu kaynaklar her iki topluma ait diyorlarsa o nedenle bizim de tümünde hakkımız var. Bu nedenle de bizim de lisans verme hakkımız vardır. Ancak Kuzey’de deniz etki alanında kaynak bulunduğunda biz bundan da Kıbrıslı Rumlar’a ait pay olacağını söylüyoruz. Bunu da paylaşma sepeti içerisine koyuyoruz” ifadesi kullandı.

Özersay, Türkiye ve KKTC’nin 2011 yılına değin politikasını ise "Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm olmadığı sürece bu bölgede hiçbir deniz etki alanı faaliyeti yapılmamalı” olarak özetledi.

Ancak Rum tarafında ise faaliyetlere devam edildiğini vurgulayan Özersay, "Rumlar yaptığında,örneğin Mısır’la münhasır ekonomik bölge anlaşması yaptıklarında, İsrail ile yaptıklarında sadece protesto ediyordu. O kadar güzel protesto mektupları yazılıyordu ki hem Birleşmiş Milletler, hem Avrupa Birliği’ne ama sonuçsuz kalıyordu. Sonuçsuz oldu çünkü Kıbrıslı Rumlar attıkları adımlarla geriye dönülmez fiili durumlar yaratıyorlardı” tespitini aktardı.

"Doğu Akdeniz’de bozulmuş dengeyi kuruyoruz, çatışma ihtimali azaldı”

Türkiye ve KKTC’nin 2011 yılında paradigma değişikliğine gittiğini kaydeden Özersay, "Madem ki siz sismik araştırma yapıyorsunuz, biz de yapıyoruz, madem lisans veriyorsunuz biz de veririz. Doğu Akdeniz’de bozulmuş dengeyi yeniden kuruyoruz. Bunun Kıbrıs sorunu ve müzakereleriyle ilişkilendirmeden görülmesi gerekir. Çünkü Rum tarafı, Doğu Akdeniz’in Kıbrıs sorunu altında alt başlık görülmesini tercih etti. Ancak Kıbrıs sorunu çözülür ya da çözülmez ama Doğu Akdeniz meselesi bağımsız bölgesel bir meseledir. Kıbrıs sorunu ve müzakereler devam ediyor gerekçesiyle bizim hayatımız askıya alındı. Kıbrıs Türkü ilerleyemedi ve sahada fiili durum yaratıldı. Bundan sonra aynı hataya düşme niyetimiz yoktur” diye konuştu.

Ayrıca "Eğer biz bu çalışmaları yapmamış ve bu dengeyi kurmamış olsaydık bugün çatışma ihtimali çok daha yüksek olurdu. Denge kurulduğu oranda çatışma ihtimali azdır” diyen Özersay, şimdi uluslararası kamuoyuna ve şirketlere iş düştüğü noktaya gelindiğini de sözlerine ekledi.


Doğu Akdeniz kaynakları Kıbrıs sorunu çözümü fırsatı yaratır mı?

Kudret Özersay, "Şartlar Kıbrıs Rum tarafını hem kapsamlı çözümden hem de paylaşmaktan uzak tutuyor. 2004’te yitirilmiş fırsattan söz ediliyor. Şimdi doğalgaz ile ilgili henüz yitirilmemiş fırsat var” diyerek bunun uluslararası şirketlerce görülmesi gerektiği beklentisini paylaştı.

Mesela İtalyan ENI şirketinin kendileriyle temas kurulduğunu açıklayan Özersay, çünkü Rum tarafından lisanslandırılmış uluslararası şirketler tarafından Kıbrıs Türkleri’nin o doğal kaynaklarda, doğalgazda hakkı olduğu gerçeğiyle hareket edilmesi gerektiğini işaret etti.

Özersay, "Şöyle düşünebilirsiniz, siz sıradan bir inşaat şirketi olsanız, bir arazi, bir arsa üzerine yap-sat işine girecek olsanız iki tane mal sahibi olduğunu bilseniz, diğer taraf da bunu kabul ediyor biliyorsunuz ve tek bir tarafla sözleşme yapıp başlıyorsunuz işe. Bir süre sonra başınıza bir iş geleceğini biliyorsunuz. Ya tazminat veya yürütmenin durdurulması çıkacak, bir şey çıkacak. Bu riski içerideki şirketler bir oranda alabildiği gibi uluslararası şirketler de bir oranda alır. Dolayısıyla riski elimine ettiğiniz oranda değer artar. Bu bağlamda ENI şirketiyle bir takım temaslarımız oldu. Orada eğer bir işbirliği yapılacaksa hangi aşamada ve nasıl yapılacağı konusunda teorik de olsa bir diyalog oldu aramızda” diye konuştu.

Uluslararası şirketler için Kıbrıs Türkleri’nin haklarını dikkate alma zorunluluğu olduğunu vurgulayan Özersay, bunun BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununa ilişkin tespitiyle de uyuştuğunu belirterek, "Kıbrıs Adası’nda iki taraf arasında ve Kıbrıs Adası’nda bölgesel aktörler arasında gerek ekonomi, gerek ticari, gerek askeri, gerekse sivil konularda işbirliği yapılması perspektifi BM’nin de desteklediği bir perspektiftir. Bu nedenle doğalgaz bunun en somut örneklerinden birisine dönüşebilir” görüşünde.

BM’nin 2004’te Annan Planı’nın reddedildiği dönemki "Rum tarafı maddi kaynakları ve hakları paylaşmayı kabul etmiyor” tespitini anımsatan Özersay, "BM’nin o dönemki tespiti halen geçerlidir. Kıbrıs sorunundaki temel unsur ‘paylaşamama’ olarak görünmektedir. Oysa şimdi Doğu Akdeniz kaynaklarıyla ilgili şirketler bir yönüyle kolaylaştırıcı olabilecek ve devreye girebilecektir. Benzer yerlerde platformlar eş zamanlı olarak bulunabilecektir, bu noktaya doğru gidiyoruz. Dolayısıyla uluslararası şirketler Kıbrıs Rum liderliğine 'Bugüne kadar lisans, sismik araştırma ve kazı noktasına kadar geldik. Artık bu kaynak paraya çevrilecek ve dünya piyasasına çıkacak. Bu eşikte ben bir sorumluluk alamam, risk yüksektir. Bu kaynaklara ortak olduğunu söyleyen Kıbrıslı Türkler ile oturup anlaşman gerekir. Kıbrıs sorununu çöz demiyorum ama en azından doğalgaz ile ilgili olarak bu iradeyi almanı beklerim' dediği takdirde doğalgaz konusu fırsata dönüşür” diye konuştu.

"AB, Kıbrıs Türkleri’ni yok sayıyor”

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay, AB’nin Türkiye’ye karşı almış olduğu yaptırım kararını da değerlendirerek, "Mesela ABD bir açıklama yapıyor bölgedeki aktörlere oturup diyalog kurulması, işbirliği yapılması çağrısında bulunuyor, adil paylaşmaktan bahsediyor. Ancak AB ise, bizi yok sayıyor yaptığı yaptırım açıklamasında Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar’ı dikkate alıyor ama Kıbrıslı Türkler’i yok sayıyor. Bu yaklaşım bizde endişe yaratıyor. Kıbrıslı Rumlar kapsamlı çözüm olmadan da bu kaynaklardan yararlanıyor da ben neden çözüm olmadan yararlanamıyorum. Bunun görülmesi gerekir” dedi.

AB’nin asla Kıbrıs konusunda "dürüst arabulucu” olamayacağını da söyleyen Özersay, "Kıbrıslı Rum tarafıyla dayanışma zorunluluğu olan bir AB, Kıbrıslı Türkler ile nasıl bir ilişki içerisinde olabilir ki? Devlet mekanizmasını göremiyor. AB, Kıbrıs Türk halkına açılım verecek durumunda değil. 2004’ten bu yana doğrudan ticaret tüzüğü taslak orada duruyor halen AB bu tüzüğü yürürlüğe koyamadı. Ben Brüksel’den nasıl Kıbrıs Türkleri’nin durumunu görsünler diye nasıl beklerim ki? AB, adil davranmak istese de mümkün değil” tepkisini ifade etti.



"Maraş’ta mülkiyet haklarını dikkate alacağız”

Bu arada askeri bölge statüsündeki Maraş konusunda yanlış bilgiler bulunduğunu da belirten Özersay, "Maraş’ın yerleşime açılması kararı söz konusu değil. Aldığımız karar kapalı Maraş içerisinde envanter çalışması yapılmasıdır. Kısmen masa başı kısmen arazide yapılan bir çalışma. Bu envanter çalışması, oradaki mülklerin tapu kayıtları, altyapıları, mevcut durumlarını ve taşınır malları da içeriyor. ‘Maraş’ı açacağız oradaki mallar bizim’ demiyoruz. Mülkiyet haklarını da dikkate alacağız. Burası askeri yasak bölge konumunda. Ya kademeli olarak ya da bütünüyle sivil hayatın parçası haline getirilmesi duruşuna sahibiz. Bunu nasıl yapacağımıza bu envanter çalışması ışığında karar vereceğiz” dedi.

Özersay, ayrıca Rum tarafınca yeni bir "mahrumiyet” tartışmasına hedef olmak istemediklerini de vurgulayarak, bu nedenle de bölgedeki altyapı uygunluğu gibi her türlü koşulu dikkate alarak mülkleri kullanıma açmak meselesini değerlendireceklerini söyledi. Bunu da ancak envanter çalışması bittiğinde yapabileceklerini kaydeden Özersay, Maraş gerekçesiyle yeni bir aleyhte propaganda oluşturulmasına izin vermeyeceklerini vurguladı. Özersay, Kıbrıs Türkü’nün kendi yaşamında olduğu üzere pek çok yakınını kaybetmiş olmasına rağmen uluslararası kamuoyunda "kurban olma” gibi bir propaganda yürütmediğini de sözlerine ekledi.

Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI