11 Eylül Türkiye'yi nasıl etkiledi?..

11 Eylül 2021, terör örgütü El Kaide'nin kaçırdığı yolcu uçaklarıyla ABD'nin başkenti Washington ve New York'ta düzenlediği saldırıların 20. yıldönümü. Aynı gün kaçırılan dördüncü bir uçak ise hedefine ulaşmadan Pennsylvania eyaleti sınırları içerisindeki Shanksville'de içindeki yolcu, mürettebat ve uçağı kaçıran teröristlerle birlikte düşmüştü.

12 Eylül 2021 08:54 | Kategori: ABD

Saldırılar, ABD’nin dış siyaset ve güvenlik politikalarında odağını uzun bir süre Afganistan’a ve Ortadoğu’ya çevirmesine yol açarken, Türkiye de bölgede NATO üyesi bir ülke olarak farklı yollardan etkilendi.

VOA Türkçe’nin konuştuğu uzmanlar, 11 Eylül saldırılarının Türkiye’yi bölgesinde nasıl bir aktöre dönüştürdüğünü ve 20 yılda Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkilediğini değerlendirdi.

Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Araştırmaları Bölümü öğretim üyelerinden Lisel Hintz, saldırıların hemen sonrasında ABD’nin Ortadoğu’da dostane ilişkiler geliştirebileceği bir ülke arayışında olduğunu ve Türkiye aracılığıyla bölgedeki İslamcı grupların yükselişini engellemeyi hedeflediğini söyledi.

Hintz, dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un Türkiye’yi bölgede Müslüman ve demokratik bir ülke olması nedeniyle arabuluculuk rolü oynayabilecek bir aktör olarak gördüğünü ancak bu iyimserliğin uzun sürmediğini belirtti.



Eski Başkan Barack Obama 2009 yılında Ankara'daki resmi ziyareti sırasında TBMM'de konuşma yapmıştı

1 Mart tezkeresi

Hintz’e göre, 1 Mart 2003 tezkeresi, son yıllarda Türkiye ile ABD ilişkilerinde görülen gerilimdeki ilk dönüm noktası.

Bu tarihte TBMM, iktidara yeni gelen AKP hükümetinin sunduğu Amerikan askerlerinin Irak sınırına konuşlanması ve Türk askerinin Irak’a gönderilmesi hakkındaki yetki tezkeresini reddetti.

Her ne kadar AKP hükümeti tezkerenin TBMM'den geçmesi için çaba gösterse de parti içinde tezkere karşıtı isimler vardı. Gizli oturum olarak gerçekleşen oylamada AKP milletvekilleri arasından çıkan fireler, muhalefet partisi CHP’nin ret oylarıyla birleşince dönemin anayasasının gerektirdiği 267 salt çoğunluğa ulaşılamadı.



Lisel Hintz

Lisel Hintz, "2001’de Türk ordusunun Afganistan’da oynayabileceği rol konusunda büyük bir iyimserlik vardı. Örneğin, bir noktada, oradaki NATO güçlerine liderlik eden Türk komutanlar vardı ve inanılmaz işler başardılar. Türkiye’nin bölgede Müslüman bir müzakereci veya arabulucu olarak oynayabileceği rol konusunda da yine büyük bir iyimserlik vardı. Ama sonrasında, 2003 tezkeresi, deyim yerindeyse, işlere köstek oldu. Amerika, Irak Savaşı’nda Türkiye’nin işbirliğine güvenebileceğini düşündüğü için bu ret, ilişkilerde sorun yarattı” dedi.

Tezkerenin reddedilmesi ABD’de büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, tezkerenin reddini Türkiye açısından büyük bir hata olarak değerlendirdi.

Washington’daki düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi’nde (CAP) Türkiye uzmanı olan Max Hoffman’a göreyse 1 Mart tezkeresinin Türkiye açısından stratejik bir karar olduğu sonradan ortaya çıktı.



Max Hoffman

Irak Savaşı’nın Türkiye ve ABD’nin birçok müttefikinin korktuğu gibi bir fiyaskoya dönüştüğünü söyleyen Hoffman, bu fiyaskonun Washington’un "dünya lideri” olduğu yolundaki inancı sarstığını söyledi.

Hoffman, "2000’li yıllarda, George Bush döneminden itibaren Türkiye ve bazı ülkeler kendi kimliklerini ABD’den ve ABD liderliğindeki uluslararası düzenden bağımsız bir şekilde tahayyül etmeye başladı” diye konuştu.

2002 sonrası AKP iktidarı

11 Eylül saldırılarından bir yıl sonra, Türkiye erken seçime gitti ve o yıl kurulan AKP tek başına iktidara geldi.

Hintz’e göre, 11 Eylül sonrası Batılı ülkelerin Türkiye’ye atfettiği arabuluculuk rolü ile AKP iktidarının kendisine biçtiği bölgedeki ‘Sünni Müslüman lider ülke olma’ hedefi aynı zamanlara denk geldi. Bu durum, Türkiye’nin diğer uluslararası aktörlerce bir süre daha fazla ciddiye alınmasına yol açtı; ancak AKP iktidarının bölgesel müzakere girişimlerinin çoğu istediği gibi gitmedi.

Bunun bir örneği olarak Hintz, 2008 yılında Türkiye gözetiminde yapılan İsrail-Suriye barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasını gösterdi ve "AKP tarafında, Türkiye’nin gücünü sınırlarının çok ötesine yansıtmak ve özellikle Müslüman ülkelerle ortaklık kurabilmek için büyük bir isteklilik var. Öte yandan Türkiye’nin bu müzakerelere arabuluculuk rolü üstlenememesi, Arap Baharı ve sonrasında Muhammed Mursi döneminde Mısır’da arttırdığını düşündüğü etkisini (Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah) El Sissi’nin (darbeyle) iktidara gelişiyle kaybetmesi var. Bu nedenle büyük bir rol sahibi olma amaçlarının gerçekleşemediğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye modeli

Barack Obama’nın 2009 yılında göreve geldikten sonra ABD Başkanı olarak ilk denizaşırı seyahati kapsamında Türkiye’yi de ziyaret etmesini hatırlatan Max Hoffman, Washington’un o dönemde iki ülke ilişkilerini potansiyel bir ‘model ortaklık’ olarak değerlendirdiğini söyledi.

Hoffman, Obama yönetiminin bu modeli bölgedeki diğer Müslüman ülkelerle ilişkilerini düzeltme hedefi açısından bir araç olarak gördüğünü, ancak bu hedefin çok uzun soluklu olmadığını belirtti.

Hoffman bunun sebebini, "İlişkilerdeki iyimserlik, Türkiye’de Erdoğan ve AKP’nin antidemokratik hamlelerine, Suriye Savaşı’na ve Arap ayaklanmalarına kurban gitti. Bu yaşananlar, bölge için demokrasi ve ABD’nin İslam dünyasıyla yenilemek istediği olumlu ilişkiler umudunu nispeten sonlandırdı” şeklinde açıkladı.

Lisel Hintz de 2001’deki Türk-Amerikan ilişkilerindeki iyimserliğin ve ortaklaşa çalışma niyetinin yerini iki ülke arası gerilimlere bıraktığını söyledi. Bu süreçte uzlaşmazlıkların en çok son yedi yılda su yüzüne çıktığını söyleyen Hintz, bunların arasında ABD’nin Suriye’deki Kürtler’den oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne destek vermesini, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alma girişimini ve 2016 yılında düzenlenen darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin darbeyi planlamakla suçladığı Fethullah Gülen’le bağlantılı olduğu gerekçesiyle Amerikalı rahip Andrew Brunson’ı tutuklanmasını örnek verdi.

11 Eylül saldırıları sonrasında Amerika’da oluşan kaygı ve güvensizliğin özellikle 2016’daki darbe girişimi sonrasında Türkiye’de oluştuğunu kaydeden Hintz, bu dönemin müttefikler arasındaki ilişki açısından en kötü dönem olduğunu söyledi. Hintz, "Artık iki ülke de karşılıklı çok fazla gerilim sahibi ve temelde çözülmesi çok zor olan sorunların olduğu bir noktada” dedi.

Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI