Kutuplaşma diğer ülkeler için de tehdit mi?

ABD'de yaşanan olayları DW Türkçe'ye değerlendiren Prof. Dr. Emre Erdoğan'a göre kutuplaşma nedeniyle Türkiye dahil pek çok ülkede acil olarak çözülmesi gereken sorunlar kemikleşiyor, siyasetçiler ise bunu kullanıyor.

08 Ocak 2021 07:35 | Kategori: Dünya

ABD'de dün yaşanan olaylar ülkede siyasi kutuplaşmanın tehlikeli bir noktaya vardığını gözler önüne serdi. Joe Biden'ın zaferinin tescilleneceği oturum sırasında Başkan Donald Trump destekçileri Kongre binasını bastı, çıkan olaylarda dört kişi hayatını kaybetti. Seçim sonuçlarını kabul etmeyen Trump, olaylardan sonra geri adım attı. Peki ABD'de yaşananlardan ülkeler ne gibi dersler çıkarmalı?

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Türkiye'de Kutuplaşmayı Azaltmaya Yönelik Stratejiler ve Araçlar Projesi kapsamında geçen aralık ayında açıkladığı araştırma, Türkiye'de de duygusal ve siyasi kutuplaşmanın toplumsal sorunların çözümünde ciddi engel oluşturduğunu ortaya koymuştu. Projenin koordinatörü, Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan ile gelecekte Türkiye'yi ve kutuplaşmanın yaşandığı diğer ülkeleri bekleyen sorunları DW Türkçe'ye değerlendirdi.



Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Erdoğan

DW Türkçe: ABD'de yaşanan olaylar, ülkede kutuplaşmanın vardığı boyutlar hakkında nasıl tablo ortaya koyuyor?

Prof. Dr. Emre Erdoğan: Dün yaşanan olaylar kutuplaşmanın hem sonucu, hem de tetikleyicisi olacak diye düşünebiliriz. Neden sonucu? Uzun zamandır süre gelen bir toplumsal kutuplaşma vardı 2010'lardan beri. Bu Trump döneminde iyice gözle görülür hale geldi. Çünkü Donald Trump'ın başkanlığı döneminde açıkça bu kutuplaşmadan yararlanarak kendi seçmenini konsolide etmeye çalıştı. Seçim sürecinde ise seçim sonuçlarını meşruiyetini sorguladı ve seçimin çalınacağını sürekli ima etti hatta açıkça da söyledi. Dolayısıyla kendi taraftarlarını başka bir gerçekliğin içerisine aldı. O gerçeklikle de aslında seçimi Trump kazandı, seçim çalınıyor. Bu da aşırı unsurları sokağa dökmeye yetti. Bu kutuplaşmanın tipik bir tezahürü. Çünkü kutuplaşmanın en büyük tetikleyicilerinden biri hepimizin kendi fanusumuzda yaşamamız. Hatta çok taze tabi ama bunun üzerine düşünmek gerekiyor ama dünkü olayları destekleyenlerin oranı da hiç az değilmiş Cumhuriyetçi parti destekleyicileri arasında. Bu da sadece aşırılarda kalmadığını bu illüzyonun, bu sanrının bütün partiye neredeyse yayıldığını gösteriyor bu da kutuplaşmanın başarısı.

Dünyada pek çok ülkede kutuplaşmanın etkisi artıyor. Bu açıdan gelecek dönemde ülkeleri bekleyen toplumsal sorunlar ne olabilir?

Öncelikle akıl yoluyla karar veremiyoruz. Yani akıl yoluyla derken uzlaşamıyoruz. Kutuplaştığınız zaman sizin kendi doğrunuz doğru, diğerinin ki külliyen yanlış oluyor. Başkasının fikrini bilmediğimiz için de onun arkasındaki aklı anlayamıyoruz. Bu yüzden de oturup ortak sorunlarımıza ortak çözümler üretemiyoruz. Özellikle koronavirüste gördük bunu. Koronavirüs gibi küresel yıkımlar da yarın öbür gün iklim değişikliği olacak. Benim çözümüm, senin çözümün diye iki ayrı çözüm kutusu içerisinden konuşursak ortak çözümümüz olamaz. Çünkü başkasının çözümü olduğu zaman kabul etmiyoruz. Bu aklı ortadan kaldırdığınız için çok tehlikeli. Demokrasi dediğimiz şey ortak bir akılda oluşabilmemiz, ortak bir akıl üretebilmemiz kutuplaşma bunu engelliyor ve diğer bütün ülkelerde de bütün acil sorunlarda da bununla karşı karşıya kalacağız.

Peki Aralık ayında yayınladığınız araştırma Türkiye'deki kutuplaşma konusunda ne gibi sonuçlar ortaya koyuyor?

Türkiye'de daha önceki araştırmalarda da gördüğümüz gibi çok ciddi siyasal duygusal kutuplaşma var. Onu açıkça görüyoruz. Bunun tetikleyicisi olan yankı odaları varlığını sürdürüyor. Yani medya ortamımızda bir değişiklik yok. Hepimiz kendi medyamızdan haber alıyor ve onu son derece tarafsız buluyor diğerinin medyasını yanlış buluyoruz. Sosyal medya buna özüm olmuyor. Çünkü orada da yankı odalarında yaşıyoruz. Kendimize benzeyen insanlarla takılıyoruz ve hassas konuları tartışmaktan çekiniyoruz kamusal alanda. Ayrıca Türkiye için önemli sayılabilecek konularda da çok ciddi duygusal mesafeler olduğunu gördük. Bazılarımızı sevindiren olaylar, bazılarımız için utanç kaynağı olabiliyor. Yani bizim de kendimize dönüp bu kutuplaşmayla ilgili çözümler üzerine düşünmemizin zamanı gelmiş, geçiyor. Şu anda tartışmamız gereken hepimizin diğerini dahil ederek ortak nasıl karar verebiliriz, ortak iyiyi nasıl üretebiliriz, bu mekanizmalar üzerine neler yapabiliriz onu düşünmemiz gerekiyor. Yoksa biz herhangi bir müdahalede bulunmazsak önümüze gelen her konuyu kimlik sayar gibi hangi partiye oy verdiğimize göre değerlendireceğiz.

Eğer Türkiye kutuplaşma sorununu çözmezse bu gelecek dönemde kutuplaşmaya neden olan sorunların çözülememesinin yanı sıra farklı problemlere de yol açar mı?

Kesinlikle. Örneğin çok yakın zamanda yaşadığımız belki bir fantezi olabilecek Milli Piyango'nun bir kısmının, dağıtılmayan kısmının hasta çocuklara aktarılması konusundaki tartışma bunu gösteriyor. Bir öneri üzerinden birbirimizi suçlayabilir hale gelebiliyoruz. Vatan hainliği ile ya da diğer şeylerle. Bu çok ciddi bir sorun. Oysa ortada olan şey çocuklar. Yani en azından çocuklarda uzlaşabilmemiz lazım. Kadına yönelik şiddette de kadına yönelik şiddetin varlığını hepimiz kabul ediyoruz. Araştırma onu gösterdi yüzde 90'larda ve çok az kişi yok diyor. Burada bir partizan ayrılık yok ama sorumlusu kim ve bu sorumlusu elinden geleni yapıyor mu dediğimizde hayır burada da kutuplaşıyoruz. Kadına yönelik şiddet hepimizin sorunu. Hepimizin sorunu olan çok şey var. Yani iklim değişikliğini daha görmedik. Suriyeli mülteciler var. Bütün bunlar hepimizin sorunları ve bunları kutuplaştırarak ilerleme kaydedemeyiz. Bunlar daha kemikleşir. Çünkü bundan rant sağlayacak siyasetçiler her zaman bulunur.

Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI