Yazara E-mail Gönder

ABD-Rusya: "Bal Tuzağı"

Türkiye olarak Suriye krizi konusunda bundan sonra kime güveneceğiz?

Aleni olarak birçok konuda bizimle müttefik olduğunu iddia eden, İdlib ile ilgili Soçi anlaşmasını imzalayan, S- 400 füzeleri hususunda ısrarla bizden taraf görünen, fakat daha sonra Suriye’nin kuzey batısında Şam rejiminin önünü sonuna kadar açan ve "Ankara’yla yapılan anlaşmaların, meydana gelen son askeri değişiklerinden hareketle gözden geçirilmesi gerekir” diyen Moskova’ya mı?

Yoksa Fırat’ın batısında yaşanan katliam ve kıyımları durdurmak için sadece bir "tweet” ile yetinen, ancak nehrin doğusunda yerel iş birlikçileriyle farklı bir denklem kuran ve Suriye ateşini alevlendirmeye sürekli odun taşıyan Trump yönetimine mi?  

Zira bir tarafta Ankara-Washington gerginliğinden sonuna kadar yararlanan ve her zaman ticari, turistik ve askeri iş birliği konularında Türkiye’nin taleplerini yerine getirmeye hazır olduğunu ilan eden Rusya bulunmakta. Diğer tarafta ise S-400 almamızı istemeyen ve bu iş birliğini engellemek için tüm kozlarını kullanacağını açıklayan, "Ankara’yla kurulacak ortak teknik komisyon sadece göstermelik olacaktır ve zaman kazanmaktan başka bir amacı olmayacaktır” diyen Beyaz Saray yönetimi karşımızda durmaktadır.

Washington, uzun zamandır Türkiye'nin İran politikasını ele alma tarzına kızgın. Önümüzdeki dönemde daha büyük ittifak ihtimallerini engellemek için Türkiye'nin Rus füzeleri bulundurmasına karşı çıkmakta. Ancak Washington bundan daha fazlasını istiyor: Ankara’yı, F-35 avcı uçağının üretim ve pazarlamasına katılan ülkeler konsorsiyumundan uzaklaştırmak, Türkiye-Atlantik ilişkilerini bozmak, Yunanistan ve Karadeniz sahillerinde kendisine yakın ülkelere stratejik destek vererek Türkiye’yi devre dışı bırakmak gibi planlar saklanma gereği duyulmadan icra edilmektedir.

Washington’un Suriye'deki pastayı paylaşma tekliflerini kabul etmesi halinde, Kremlin’in Tahran'la bugün iyi olan ilişkisinden feragat etmeye hazır olduğu kesindir. Buna mukabil Beyaz Saray, Moskova’ya Türkiye’ye karşı siyasi ve ekonomik baskılar yaparak kozlarını zayıflatmak karşılığında, ikili masaya hazır olduğu mesajlarını yoğunlaştırmaktadır.

İdlib konusunda Trump’ın son tweeti ve Putin’in Güvenlik Konseyi’ne karşı duruşu, iki tarafın da pazarlık gündeminde İran’ı Suriye’den çıkartmak olduğunu belli etmektedir. Türkiye’yi düşündüren ve açıkça bilinmeyen husus ise; ABD-Rusya arasındaki yeni hamlenin hedefinde kimin olduğu ve Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarının kuşatılabileceği ihtimalidir.

İsrail ve birçok Arap başkentinin Türkiye ve İran’ın bölgesel kozlarını elinden alma yönünde Moskova ve Washington'u teşvik etme sebebi nedir? Gündeme gelen "çağın anlaşması” mı?  İran ve Türkiye’nin yükselişi mi?

Türk-Amerikan ilişkilerini, Türk-Rus ilişkilerinin insafına bırakmak istemeyen Washington, muadil sorunun Moskova’yı da düşündürdüğünü bilmektedir. Her iki taraf da, Türkiye ve İran engelini aşmak için en kısa yolun doğrudan görüşüp anlaşmak olabileceği kanaatindedir.

Nitekim, Japonya’da 3 hafta sonra düzenlenecek G20 zirvesi, bu tür bir Rus-Amerikan senaryosunun olasılığını anlamamıza yardımcı olacaktır.

Türk-Amerikan ilişkilerinde benimsenen ortaklık modeli yerine "önleyici vuruş” politikalarının önü açılmıştır.

Anlaşılan odur ki; Batı’yı en çok düşündürüp endişelendiren mesele, sadece Türkiye-Rusya yakınlaşması değil, aynı zamanda Ankara’nın gelişmiş Batı ve Doğu silah sistemlerine kavuşması ve böylece yeni jeo-stratejik konumunu güçlendirmesidir.

Amerika açısından sorun sadece Türkiye'nin Rus silahlarına sahip olmasından kaynaklanmamakta, daha da ötesinde; Ankara'nın Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Karadeniz havzası gibi yerlerdeki uyuşmazlıklarını çözüp, siyasi ve coğrafi ayrışma noktalarının birçoğuna çözüm bulmasından da kaynaklanmaktadır.

Çarpıcı olan, Beyaz Saray ve birçok Batı başkentinin 2 yıldan beri Ankara Moskova füze görüşmelerine karşı yakın zamana kadar herhangi bir tepki vermemeleri, tepkilerini ancak anlaşma açıklaması yapıldıktan sonra ortaya koymalarıdır. Hedefleri, Türkiye'nin anlaşmaya katıldıktan sonra olumsuz tepkilerini koymaktan ziyade, Ankara’yı böyle bir sözleşme imzaladığı için sıkıştırmaktır.

Anlaşılan bundan sonra Türk lobilerinin dünyadaki görevi kolay olmayacak. Sadece belirleyici ülkelerde karar vericileri ikna etmekle kalmayıp, sivil toplum, medya ve sermayeyi ellerinde tutan gruplar nezdinde de aktif ve ikna edici hamleler yapmak mecburiyetindeler.

Burada büyük risk içeren mesele, Ankara’nın Amerika ve Rusya ile olan ilişkilerinde dereyi geçerken at değiştiren kişi konumunda olmasıdır.

 S-400 füzelerinin satın alınması, en azından batılı başkentlere göre, hâlihazırda gergin olan Türk – ABD ilişkileri ve Ankara- NATO ilişkilerine ağır bir darbe vurmakta; Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki stratejik dalgalanmasında, yeni rotasının kalıcı olma tehlikesini de içinde barındırmaktadır.

Birçok analiste göre, İsrail ve bazı Arap başkentlerinin ABD ve Rusya’yı etkileyebilme riskinden dolayı, Türkiye’nin oyundan eli boş çıkma ihtimali yüksek. 

Ankara’nın 3 hafta sonra Japonya’da gerçekleşecek olan G-20 zirvesinin paralelinde bir Türk-Rus-ABD üçlü masasını kurma fırsatından söz edilirken, hemen Tel Aviv devreye giriyor ve önümüzdeki ay kendisi Suriye’nin geleceği konusunda Rusların ve Amerikalıların katılımıyla böyle bir toplantıya hazırlık yaptığını açıklıyor.

Moskova’nın, Kuveyt’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, İdlib’e gıda ve tıbbi yardım taşınmasına ilişkin vermiş olduğu taslak kararını engelleme cesaretini nereden aldığı düşünüldüğünde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’nin kuzey batısına insani bir ateşkes çağrısı yaptığı ve yardımların önünü açmak istediği akla gelecektir. Yapılan çağrı; sanki dünyanın süper güç devletinin lideri tarafından değil, Afrika'da her hangi bir muz cumhuriyeti başkanınca yapılmış gibi. Trump bir tweeti ile Amerikan çıkarlarını yerel, bölgesel ve uluslararası dengelerin üzerine koymak istiyor.

Ankara’yı kendi taraflarına doğru çekebilmek için, ABD-Rusya arasında kıyasıya bir rekabet yaşanmaktadır. Hediye ve ödüllendirme yarışında Türkleri tedirgin eden husus; hediyelerin patlamaya hazır bombalar olma ihtimalidir.

Ankara'nın Washington ve Moskova ile olan ilişkilerinde her adımını büyük bir titizlikle inceleyerek atmaktan başka seçeneği bulunmamaktadır. Hele de, başta İsrail, sonra Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, fırsatını yakaladıkları takdirde, Türkiye’nin her iki büyük güçle olan ilişkisini tereddüt etmeden germeye hazır olan başkaca üçüncü taraflar varken. Kuşkusuz Türkiye’yi bölgesel olarak zayıflatmak isteyen bazı Avrupa başkentleri de, bu projenin içerisinde yer alacaktır. Zira amaç "Çağın Anlaşması”nın önünü açmak, Suriye, Libya ve Sudan gibi yerlerde Türkiye’siz bir yol haritası çizmek, Körfez’de ve Filistin dosyasında kendilerini engelleyen Türkiye’den kurtulmaktır.

Prof. Dr. Samir Salha | Haz 10 2019 | Ziyaretçi: 239
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI