Yazara E-mail Gönder

Batı sonrası dünya ve tavizsiz Amerika

Bilim adamları ve tarihçiler, iki kutuplu dengenin, özellikle Sovyetler birliğinin çöküşünden sonra, daha oturaklı ve daha barışçı yeni bir sisteme doğru açılacağını düşünürken, yeni ortaya çıkan çok kutuplu sistem daha dengesiz ve daha tehlikeli görülüyor. Batılı yazarlar bu durumun nedeni olarak Batının kolektif yapısının çatlamış olmasına bağlıyorlar. Batı, sorunlara açık bir strateji ile cevap veremiyor ve böylece bölgesel ve küresel çıkarlarını koruyamıyor diyorlar. Örnek olarak Avrupa ile Amerika arasında, savunma, ticaret, göç, Rusya ve Çin’le nasıl mücadele edileceği ve aşırı İslami yapılara karşı nasıl bir politika izleneceği konusunda bir fikir birliğinin olmadığını ileri sürüyorlar. Ortak bir uzlaşmaya varmamaları onların gücünü azaltıyor. Batılı ülkelerin şikayetlerinde biri de bir zamanlar çok savundukları, bize de zorla kabul ettirmeye çalıştıkları çok kültürlülüğe karşı çıkmaları. Ulusal dili konuşmayanların, ulusun tarihini bilmeyenlerin ve bulundukların ulusun kültürü ve kimliği ile bütünleşmeyenlerin yalnızca ziyaretçi olarak kalacaklarını belirtiyorlar. Bunun yanında göçmenlerin Batı liberal demokrasilerinin kültürüne uymamalarının Balkanlaştırma durumunu ortaya çıkaracağını, Batı ülkelerinde ve Amerika’da çatışmaların çıkmasına neden olacağını ifade ediyorlar.

Gerçekte bu görüşlerin doğru tarafları var ama Batılılar arasındaki anlaşmazlığın gerçek nedenleri doğru olarak analizlere konu edilmiyor. Küresel bir hegemon olan Amerika, kendi yayına çektiği Avrupalılar ile bir takım politikalar izliyor ve diğer ülkelerin kendisini takip etmesini istiyor. Öncelikle Amerika’nın ulusal çıkarlarına bağlı olarak izlediği politikalarda algılarını gerçek ulusal çıkarlarına göre oluşturup oluşturmadığına bakalım. 1948’den beri Ortadoğu’da savaşan Amerika, günümüzde dünyanın her yerinde petrol ve doğal gaz fışkırırken, hala enerji kaynakları için mi Ortadoğu’da bulunuyor, yoksa ekonomisini ve büyük şirketlerini, ana akım medyasını denetleyen Neo-Kon lobisinin algı ve stratejisine göre mi davranıyor? Avrupalıların, Ortadoğu’da, Afganistan’da Amerika’nın yanında savaşa girmelerinde, İran’a karşı olmalarında çıkarları nedir? Ortadoğu ve Afrika’dan gelen göçü ve terörü neden kendi ülkelerine çekmek istesinler. Özellikle Amerika iki büyük Okyanusla korunurken, Doğu’nun göç hedefinde olan Avrupa bu ıstırabı neden çeksin! Rusya, Çin ve Orta Asya ülkeleri ile ticaret yapacak olan bir Almanya, İngiltere daha karlı pazarlar bulamazlar mı? Çin’i Asya-Pasifik bölgesinde sıkıştırmanın, Kore’ye uçak gemisinin yollamanın Avrupa’ya ne gibi faydaları olabilir?

2008 yılında Ortadoğu ve Asya yaptığı savaş harcamaları nedeniyle çöken Amerikan ekonomisinin müttefiklerini zor durumda bırakması karşısında II. Dünya Savaşı sonrasında kalma ekonomik yapıların ve örgütlerin yönetimine niye girsinler?

İşte bu nedenlerle Amerika ile Avrupa strateji uyuşmazlığı var.

Batıyı rahatsız eden asıl önemli konu Asya’da, Afrika’da, Latin Amerika’da yükselen güçler. Çin, Güney Afrika, Hindistan, Brezilya, Rusya ve Türkiye. Batılıların inancı yükselen güçlerin Batının kurduğu kurumları göz ardı edip onların kurumlarını ve kurallarını zayıflatacakları. Bu görüş Batı merkezli bir bakışı yansıtıyor. Yükselen güçler var olan kuralları reddetmiyorlar. Bir paralel dünya düzeni kurmaya çalışıyorlar. Onlar da kendi kendini yönetme, egemenlik, insan haklarının gelişmesinde rol aldılar. Karşı oldukları Batının ortaya attığı normları kendi çıkarlarının gerektiği biçimde yorumlayıp uyuklaması. Asyalılar gelişen yeni sistemde Batının uluslararası yapılanmasına paralel, onların kurallarını tamamlayıcı yeni yapılanmalara gidiyorlar. Finans sistemi içinde kurulan yeni yapıları şöyle sıralamak mümkün: Asya Altyapı Yatırım Bankası, Bricks’lerin Yeni Kalkınma Bankası, Yuan’ı uluslararası yapmak için küresel altyapı, Çin Uluslararası Ödeme Sistemi, Visa ve Master Card’a karşı Çin Birliği Ödentisi, Şangay Küresel Finans Merkezi, Moody’s, Standard and Poor’s karşı Evrensel Kredi Derecelendirme Grubu, ASEAN 3 vs. Güvenlik konusunda, Asya’da Güvenlik İnşası ve Karşılıklı Etkileşim Grubu (CICA), Şangay İşbirliği Örgütü ve Bricks (gelişmekte olan ülkeler) ulusal güvenlik danışmanları. Diplomaside de  gelişmekte olan ülkeler kendi yapılanmalarını oluşturuyorlar. Örneğin, G’7’ye karşı Brics liderler zirvesi, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütüne karşı Brics ve İBSA kurulmuş. Çalışma grupları ve diğer yapılanmalar için, Dünya Ekonomik Forumuna karşılık Asya için Boao Forumu ve alt yapı ile ilgili olarak İpek Yolu Fonu,/Tek yol Tek Kuşak projesi, Panama Kanalına karşılık yapılmaya çalışılan Nikaragua kanalı ve Latin Amerika’nın bütünleşmesi için Trans-Amazon Demiryolu.

Yükselen ülkelerin amacı kendi örgütleri içinde Batının kendi kurduğu örgütlerde içinde yaptığı gibi "bölgesel istisnalığa” sahip olma arzusu var. Yani yeni kurulan kurumlar içinde Batılılar gibi imtiyazlı davranmak ve ulusal çıkarları gerektiği zaman kurdukları örgüt kurallarını aşmak veya göz ardı etmek istiyorlar. Yükselmekte olan ülkelerin bu hususta ileri sürdükleri argüman; günümüzdeki uluslararası düzende Amerika’nın ‘küresel istisnalığa’ sahip olarak  sık sık uluslararası hukuku ihlal etmesi, kendisinden uzak bölgelere askeri müdahalede bulunması ve kendisine uluslararası toplum tarafından herhangi bir müeyyide uygulanmaması. Ulusal çıkarı söz konusu olduğunda Amerika’nın herhangi bir yerden izin almamasının yanında Amerika bir seri açık veya kapalı anlaşmalarla kendisine ek bir etki alanı yaratmayı da bilmektedir. Örneğin, yaratılan avantajlardan biri IMF, Dünya Bankası’nın merkezlerinin Washington’a olması, Birleşmiş Milletler’in merkezinin New York’ta olması gibi. Amerika’nın Dünya Bankası Başkanlığına Başkan ataması, IMF için gelişmekte olan ülkelerde çok yetenekli ve yeterli kimselerin bulunmasına karşılık Batının Christian Lagarde adlı Fransız’ı IMF’in başına ataması. Irak gibi bir ülkeyi yalan argümanlarla işgal etmesi ve bu nedenle kimsenin Amerika’yı G7’den atmayı düşünmemesi. Amerika aynı zamanda "yarışmacı çok kutuplulukta” tekele sahip bulunuyor. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu kurumları kendi ulusal çıkarına göre kullanabiliyor. Yukarda belirttiğimiz gibi Yükselen ülkeler bu kurumlara karşı değiller ve bu kurumları destekliyorlar ama aynı zamanda kendilerinin başat durumda bulunduğu kurumları kuruyorlar. Bu kurumlar içinde kendileri de özel statüde sahibi olarak istedikleri gibi davranabilecekler. Yükselen güçlerin, Batının kurduğu liberal ekonomik düzene karşı çıkmamalarının nedeni, son altmış senedir bütün zorluklara karşın bu ekonomik düzen içinde ekonomik yükselmelerini sağlamış olmaları. Hindistanlı araştırmacı Amitav Acharya’ya göre "Yükselen güçlerin Amerikan’ın yönlendirdiği uluslararası düzenden faydalanmış olmaları, onların bu düzene dokunmayıp Amerikan liderliğinde ilerlemeleri demek değil.” Çin başkanı Xİ’nin Davos’ta liberal ekonomik düzeni savunmasının nedeni aslında bu husus. Bugün, özellikle Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan uluslararası kurumlarda Batının üste bulunduğu bir yapıya karşılar. Amerika’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyin avantajlarını reddediyorlar. Ancak, Rusya ve Çin de bu avantajlara sahip olduğu için aralarında tam bir anlaşma bulunmayan Yükselen güçler, Güvenlik Konseyinin yapısını şimdilik değiştiremiyorlar. Amerikalı uluslararası ilişkiler profesörü John İkenberry bugünkü düzeni "liberal karakteristiği olan hiyerarşik düzen” olarak nitelendiriyor. Kurallar Amerika’yı durduramıyor. Amerika kuralları içinde özel maddeler, ağırlıklı oylamalar, özel anlaşmalar ve veto ile kendi yolunda ilerliyor.

Ilımlı yükselen ülkeler, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi, NATO’nun amaçları için şüphe duyuyorlar bu nedenle kendilerine aynı kuralların uygulandığı çok taraflı çok kutuplu bir sistem yaratmaya çalışıyorlar. Yükselen güçler aynı zamanda var olan küresel yönetim rejiminde katıldıkları örgütlerde, ulusal çıkarları gerektirdiğinde, Batılılar gibi kuralları göz ardı etmek istiyorlar. Çin gibi daha güçlü olanlar "küresel istisnalık” ararken, Brezilya gibi daha az gücü olanlar ise "bölgesel istisnalık” peşindeler. Böylece kimse onların çeşitli nedenlerle doğal kaynaklara uluşmasını engelleyemeyeceğini düşünüyorlar.

Batılı güçler "çok taraflı yarışmacılıkta” en iyi durumdalar. 2008 ekonomik buhranın, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda veya Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinde veya G20’de ele alınacağına, Rusya dışarı atıldıktan sonra toplanan G7’de ele alınmasını Yükselen güçler hazmedememiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yer alan İngiltere ve Fransa eski sömürgeleri hakkında karar alarak denetimlerini sürdürmeye devam ediyorlar. Batılılar kendi koydukları kurallar ve kurumlar sayesinde küresel düzen üzerinde etkilerini sürdürmeye devam ediyorlar. Bricks’in 2011 yılındaki Sanya Bildirisinde, Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika gibi yükselen ülkelerin seslerinin, kalkınmakta olan ülkelerle birlikte uluslararası ilişkilerde duyulması gereği hususunda karar almışlardı. Ancak G20’ye katılan ülkeler arasında bulunan yardım sever ülkeler, artık kalkınmakta olan ülkelerin haklarını savunamadıkları için, Batılı büyük ülkeler tarafından "Faydalı Aptallar” olarak adlandırılmaktalar. Öte yandan Batılılar birçok konuda G20 grubunu bir kenara bırakarak G7 ile karar almaya başlamıştır.

Yükselen güçler şunun da farkındadırlar. Askeri güçleri ne olursa olsun siyasal etki kazanabilmek için günümüz dünyasında kabul görmüş kurallara göre oyunlarını kurmak zorundadırlar. Çin ve Rusya bu durumun farkındalar. Zaten, Batılı güçlerde önce meşruiyet alanı yaratmak güçlerini kullanmamaktadırlar. Uluslararası güç yapısı zorunlu olarak değişirken büyük güçlerin dünyanın geri kalanı ile pazarlık yapmaları gereğinin doğması ve bu pazarlıkların sürekli yenilenmesi, gelecek için ve küresel kuralların geleceği için ümit vermekte idi. Ancak tahminlerin aksine kendi içindeki beyazları tekrar canlandırmak isteyen ve dost, müttefik, düşman hiçbir ülkeye nefes aldırmayan, kendi çıkarı için sürekli savaş hazırlığı yapan ve gerçek dışı söylemlerle İran’a, Türkiye’ye, Rusya’ya, Çin’e, Kuzey Vietnam’a ve Latin Amerika ve Avrupa’ya ekonomik ve mali baskılar uygulayan yeni Amerika’nın düşüşünü geciktirmek için hiçbir kuralı tanımadığı da ortaya çıkmıştır.

Hasan Köni | May 26 2019 | Ziyaretçi: 336
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI