Yazara E-mail Gönder

Batının finansal ve ekonomik yaptırımları

Amerika, Avrupa ülkelerini Marshall planıyla ayağa kaldırırken bu tür ekonomik desteğin tersi bir tutumla finansal olarak sıkıştırma metotlarında da ustalaştı. Birleşmiş Milletler Antlaşmasının müeyyideleri içeren 7. Kısmında belirtilen ekonomik yaptırımlar konusunda Amerika ihtisas yapmış gözüküyor. Amerika’nın bu husustaki etkinliği, II. Dünya Savaşı biterken kurduğu IMF, Dünya Bankası, Tarifeler ve Gümrük Birliği -bu günkü adıyla Dünya Ticaret Örgütü- dünya ekonomisini denetleyen ve kurallar koyan örgütleri kurmuş olması ve bu örgütlerde başat bir rol oynaması, doların bütün dünyada bir rezerv para olarak kabulü. Bir Amerikalı araştırıcı ekonomik müeyyidelerin günümüzde çok büyük bir popülarite kazandığını belirtiyor. Bu müeyyidelerin amacı büyük dış politika sorunlarını düzeltmek için kullanılıyor.

Günümüzde birçok ülke, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın Amerika’nın ambargosu altında. Ambargolar çeşitli şekillerde uygulanıyor. Büyük cezalar finans ve mal alım-satım konusunda geniş bir alanı kapsıyor; ticaret yatırımı kısıtlamaları, mal alım ve satışlarının durdurulması ve seyahat kısıtlamaları, vize vermeme gibi ve silah satışları, üretimi ve bu konudaki malzemelerin kısıtlanması. Afganistan’dan Zimbabwe ve Çin’e kadar tam yirmi beş ülke çeşitli ambargoların altında. İran’la Kuzey Kore yukarda saydığımız dört tür kısıtlamanın altındayken, İran’ın nükleer silahların yapmama ve denetlenmesi antlaşmasına uymasına karşın her iki ülke Trump’ın 2020’deki seçiminin kurbanı olarak yeni ambargoların altında eziliyorlar ve Trump seçim süresinde yaptığı konuşmaların aksine, Ortadoğu’ya yeniden asker gönderiyor ve Kongre’nin izini almaksızın Suudi Arabistan ve Ürdün’e silah satıyor. Amerika’nın İran ve Rusya’ya karşı uyguladığı ekonomik yaptırımların amacının Amerikan dış politika hedefleri ile bir ilgisi yok. İran’a olan baskılar yeniden seçilmek, Rusya’ya olan baskılar ise Rusya ile ilgisi olmadığını göstermek için.

Finansal müeyyideler Washington dış politikasının bir aleti. Amerika’nın büyük güç olarak etrafa yansıttığı güç yansıması azaldıkça, Amerika çıkarlarını finansal müeyyidelerle, askeri güç kullanmadan nispeten çözebileceğini gördü. Ancak, Başkan Clinton döneminde ekonomik müeyyidelerin, özellikle Irak’a karşı uygulananların çok eleştiri aldığı görüldü. Dünya kamuoyu geniş boyutlu ambargoların ülke yönetiminden çok sivil halka, özellikle ilaçsız ve aç kalan halka vurduğunu gördü.

Eski bir asker olan Amerikan Dışişleri bakanı Colin Powell, "akıllı ambargo” adıyla anılan halktan çok liderleri ve etkili kişileri hedef alan yeni bir ambargo sistemini ortaya atmıştı. 2006 yılından itibaren Washington’un gözü nükleer enerji üretmek amacıyla uranyumu zenginleştiren ve aynı zamanda İsrail’in düşmanı olarak kabul ettikleri İran’a gözünü dikti. İran’a uygulanan müeyyidelerin amacı ülkenin nükleer enerji programını durdurmaktı. Amerikan ambargosu İran’ın finansal ve enerji sektörleri üzerine yöneldi. Amerikan dışişleri bakanlığı ve Enerji bakanlığı, İran ekonomisini etkileyip, küresel piyasalar ile sivillere zarar vermeyecek bir model geliştirdiler. İran ticari gemiciliğinin sigorta ve sistemini ve gemilerin bakım ve tamirini önlediler ve finansal sistemine yönelemediler. Bu şekilde İran’ın petrol gelirleri düştü. Petrol üretimi günde 2.5 milyon varilden 1.1 milyon varile indi. İran’ın gayri safi milli hasılası 9% azaldı. İran halkı için ambargo dışı bırakılan konular, gıda, ilaç ve cep telefonuydu. İran’a karşı müeyyide programları Amerika’nın baskısıyla çok taraflı oldu. Avrupa Amerika’nın yanında yer aldı. Ambargolar, nükleer antlaşmaya kadar sürdü.

Batılıların Rusya’ya yaptıkları baskıda bir arada olmaları önemliydi. Avrupa Amerika’nın yanında yer aldı. Rusya’nın Amerikan ekonomisiyle ilişkilerinin kesilmesinin yanı sıra, Rusya devlet iktisadi teşebbüslerinin Batı finans pazarlarından kredi almaları ve Batılı enerji şirketlerinin Arktik bölgesi, deniz suları ve kaya arası petrol çıkarma projelerinde yer almaları önlendi. Bu yaptırımlar ilk altı ayda Rusya ekonomisinin ana sektörlerini yavaşlattı. 2014 yılında ruble değerinin yarısını kaybetti. Rusya’nın gayri safi milli hasılası, IMF’e göre 1-1.5 aşağı çekildi. Bu gerilemenin beş yılda 9% ulaşacağı beklentisi var. Petrol fiyatları 2014 yılında düşmeye başladı. Bu durum ileriki yıllarda Suudi Arabistan ekonomisini de sarsmaya başlayacaktır. Rusya, Ukrayna’dan aldığı yerleri geri vermedi ama Doğu Ukrayna’yı işgal edip ‘Novorossiya’ adını verdikleri Doğu Ukrayna ile birlikte büyüme projesinden vazgeçtiler. 2015 yılında Suriye’deki gelişmelere müdahale eden Rusya, önce İran’ı, sonra Türkiye’yi yanına alınca Ukrayna’daki durumu için kendi açısından yeni bir pazarlık gücü kazandı. Ambargocular gelişmelerin bu tür dönüşümünü görememişlerdi. Finansal ambargolarda izlenen politikalardan vazgeçirme eğer hedef alınan yapı veya halk siyasal olarak aktif durumda ise müeyyidelerin vazgeçirme konusunda etkisinin az olduğu görülmekte. Bu konudaki ikinci bir husus Amerika ve müttefiklerinin bu müeyyideleri devam ettirme süreleridir. Rusya gibi dayanma gücü olan bir ülke müeyyidelerin 2-3 sene etkilerinin olacağını, sonraları bu etkilerin müeyyide uygulayanlara da yansıyacağı için gerileyeceğini açıklamıştır. Bekleme gücü olan Rusya, ambargoların etkilerini Putin’in politikaları nedeniyle geriletmeyi bilmiştir.

Yaptırımlar eski Başkan Barak Obama tarafından akıllıca kullanıldı ve İran’la Nükleer andlaşmaya varıldı ve Başkan Donald Trump tarafından çevresindeki savaş meraklıları tarafından akılsızca kullanılmaya devam ediyor. Başkan Trump ilk sekiz ayında Kuzey Kore, Venezuela ve Rusya’ya karşı müeyyide uygulanmasını istemişti. Bazı yaptırımlar, Amerikalı stratejistlerin görüşüne göre, yabancı liderleri ve insan hakları ihlalcilerini yola getirmek için kullanılmıştır. Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ve görevden ayrılan Zimbabwe Başkanı Robert Mugabe bunlara örnek gösterilmekte. Bu arada yeni ortaya konan bir yaptırım metodu, ‘zorlayıcı ekonomik yaptırımlar’ adı verilen yeni bir baskı şeklidir. Bu tür yaptırımların amacı yabancı ülkenin yapılması istenmeyen bir şeyi yapmasını önlemektir. Ancak yaptırımların dozu kaçınca savaşlara neden olunabileceğini unutmamak gerekir.

Yaptırımların önceden belirlenmiş bir biçiminin olmadığı dikkati çekmektedir. Alınan tedbirlerin, bazı yazarlara göre, çok acele alındığı, iyi hazırlanmadığı ve rakip caydırmada etkili olmadığı belirtilmekte. Yaptırım uygulanan ülkenin yönetiminin Amerika’nın isteklerini yerine getirirken yüzünü kızartmayacak bir yaklaşımın bulunması gerekli görülüyor. Kısaca, gerçek savaş giderlerinin çok pahalıya mal olduğu dönemde gittikçe artan ekonomik ve mali savaşların yaşanacağı bir döneme girdiğimiz söylenebilir.

Hasan Köni | Haz 02 2019 | Ziyaretçi: 147
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI