Yazara E-mail Gönder

Ekonominin temelindeki aile

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1994 yılında benimsenen bir kararla, 15 Mayıs günü, Uluslararası Aile Günü olarak kutlanmakta, bu vesile ile ailenin korunması ve güçlendirilmesi amacına yönelik; bugüne özel belli temalara dikkat çekilmektedir. 

Toplumsal yapılanmanın temel unsurunun, "aile birimi” olduğu düşünüldüğünde, söz konusu olgunun yakından çalışılması; izlenmesi ve gelecek ile ilgili projeksiyonlara konu edilmesi doğal olarak, kritik bir önem taşımaktadır. 

Bu genel tespit çerçevesi ve Uluslararası Aile Günü münasebeti ile Türkiye’de ailenin sosyo-ekonomik profiline göz atmakta; bir "durum tespiti” gerçekleştirmekte fayda görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun, "İstatistiklerle Aile, 2018” başlığı ile geçtiğimiz hafta kamuoyu ile paylaştığı çalışma verileri referans alınarak ortaya çıkan tablo şudur: 
Ülkemizde ortalama hanehalkı büyüklüğü; azalma eğilimi göstererek 2018 yılında 3.4 kişi olarak tespit edilmiştir. İllere göre incelendiğinde, geçtiğimiz yıl itibari ile ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il; 6.4 kişi ile Şırnak olurken, en düşük olduğu iller ise, 2.7 kişi ile Çanakkale, Balıkesir ve Eskişehir oldu. Görülüyor ki, Türkiye’nin önemli sosyal karakteristik ve ziynetlerinden birisi olan "geniş aile içinde yetişmek ve yaşamak olgusu” artık bir geçmiş zaman hatırası kıvamına gelmiştir. Nitekim, yalnızca eşler veya eşler ve çocuklarından, ya da tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan "çekirdek aile” kapsamındaki hane halkı oranı; son 4 yılda azalış gösteren bir trend ile %65 olarak ortaya çıkmıştır. En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan aile birimi olarak tanımlanan ‘’geniş aile’’ kapsamı çerçevesindeki oran, gene azalış trendi ile %15.8 düzeyine kadar gerilemiştir. Toplam hanehalklarının %8.9’unun; tek ebeveyn ve çocuklardan oluştuğunu, bunların %7’sinin, anne ve çocuklardan oluşan (baba figürünün bulunmadığı) bir yapı sergilediği anlaşılmaktadır. 
Dijital dünyanın kıskaçları arasına sıkışmış genç kuşağın; gelenek-görenek aktarımı ve manevi birikim ile hemhal olabilme fırsatlarından koparıldığı bir tablo ile karşı karşıya kaldığımızı belirtmeliyiz. İlgili uzmanların, "büyük ailenin fazilet ve nimetlerini yeniden keşfedip; çocuk yetiştirme konusunda referans olarak daha sıklıkla önermeleri” herhalde, tesadüf şeklinde değerlendirilemez. İlaveten, zor zamanlarda ekonomik dayanışma ve destek kültürümüzün temellerinde yaşanan erozyonu da görmezden gelemeyiz. Üstelik, 18 ve üzeri yaştaki bireyler arasında, yaşamlarındaki mutluluk kaynakları arasında birinci sırayı ailelerine verenlerin en yüksek oranı (%74.2) olduğunu göz önüne alırsak, ileride yaşanılabilecek bireysel ve toplumsal travma kaynakları ile karşılaşma ihtimaline hazırlıklı olmak durumundayız. 

Türkiye’de gelir ve yaşam koşulları araştırma sonuçlarına göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan birey oranının; toplumun beşte birine ulaştığı TÜİK tarafından belirtilmektedir. 18-24 yaşında olup ekonomik açıdan pasif ve ebeveynlerinden en az birisi ile yaşayan "bağımlı çocuk” kapsamına giren ailelerin hanehalkı yoksulluk oranı %25 iken, bağımlı çocuğu olmayan hanehalklarının yoksulluk oranı %7’nin altında kalmaktadır. Bu tespit, önümüzdeki dönemlerde istihdam yaratma ve münhasıran genç işsizliğine çare bulma konusundaki aciliyet ile öneme, bir kez daha dikkat çekmektedir. 

Nihayet, hanehalkları bütçelerinden en fazla payı konut ve kira harcamasına ayırırken, ikinci sırayı gıda almakta; ulaştırma ise hemen arkasından gelmektedir. Türkiye’nin, ulaştırma alanında en verimsiz ve dışa bağımlı ülkelerden birisi olduğu gerçeği bir kere daha karşımıza çıkmaktadır. Vatandaşımız, geçim derdi kapsamında; eğitim, sağlık ile eğlence ve kültür harcamalarına, ilk üç sırayı alan kalemlerin %10’undan dahi az bir tutarı ayırabilmektedir.

Türkiye’nin, yaşam kalitesi kulvarında alacağı daha çok mesafe bulunmaktadır ve "aile dinamikleri”nin bu yolculuktaki temel taşıtımız olduğu unutulmamalıdır. 

Prof. Dr. Murat FERMAN | May 13 2019 | Ziyaretçi: 140
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI