Yazara E-mail Gönder

Kadın ne derse doğru mu?

Yer gök, gece gündüz, sen, ben, hepimiz Sıla'nın başına gelen şiddeti konuşuyoruz.
Ahmet'i konuşuyoruz.
Ben de bundan payımı aldım ve dünkü köşe yazımda, dayanamadım ve "Naptın sen Ahmet" başlıklı yazımda bu konuyu yazdım.
Ve yazımı...
Evet ben, Ahmet ve Sıla arasındaki şiddete inandım, ikisinin anneleri üzerinden yazdım, sonunda Ahmet'e demediğini bırakmayan kadınların, Ahmet film çektiğinde, bakalım seyretmeye gidecek misiniz, samimiyetinizi göreceğiz, diyerek yazımı sonlandırdım.
Özellikle her durumdan kendine vazife çıkaran sosyal medya ve en iğrenci linç sever twitter’da neler yazmışlar inanamazsınız.
Ben toplu lince karşı olduğumu, kimi linç ederseniz o ne yapmış olursa olsun, onun yanında olacağımı defalarca yazan, televizyonlar da söyleyen biriyim.
Her erkeğe, her kadına, her söyleme, her saldırıya, her ortak lince, her anlatılana inanmam ve bunun üzerinden pozisyon almam.
Ama bu defa Sıla'ya inandım.
Aralarında geçen şiddete inandım.
Lince ortak olmamak üzere bir yazı yazdım.
Bir ara, Sıla, bir zaman sonra aşka yenildik diyerek, ya barışırsa, bir şans daha vermek istiyorum, öfke kontrolü için yardım aldı diyerek, Ahmet'e geri dönerse diye aklıma geldi.
Ya olursa, dedim.
Sonra, imkansız bu diyerek aklıma geleni hemen kovdum.
Olamaz dedim.
Dün, Sabah gazetesinde yazılarını severek okuduğum, Melih Altınok, Sıla ve Ahmet arasında yaşanan olay ile ilgili,"kadının beyanı esas mı" başlıklı bir yazı yazmış.
Dün diyor, kadınları dövmeleriyle meşhur arabeskçi birinin yaşam öyküsünü anlatan filmini eliniz patlarcasına alkışlayarak seyrettiniz.
Oyuncu Ahmet Kural'ı çiğ çiğ yiyorsunuz.
Bu ne samimiyetsizlik diyor, herkese, hepimize.
Kamuoyu bu konuda çok duyarlı hale geldi, bu güzel diyor, olumlu diyor.
Ama özel hayat ve yaşananlara sınırlı verilerle kanaat getiriyoruz, dikkatli olmalıyız diyor.
Kadının beyanı esastır, kabulünün sorgulanması gerekir, diyor.
İftira olasılığını unutmayın diyor.
Melih kadınlardan şüpheleniyor, kadınlarda intikam ve ihtiras duyguları vardır, insani her yola sevk edebilir, diyor.
Tacizci, dayakçı, sapık gibi suçlamalar, iddialar çocuk oyuncağı değil, aksi ispatlanmazsa, tekzip mekzip hikaye, o kişi yaftalandığı ile kalır diyor.
Yani bir taraftan alkış yapıyorsunuz, diğer taraftan bir adamı paramparça ediyorsunuz demek istiyor.
Çok haklı bence.
Ben bu olaya inandım, ama Ahmet'e, Sıla'dan daha fazla öfkeli değilim, ondan daha fazla kızamam ve ona hakaret edemem.
Sıla'ya, ilk ayrılık ve şiddet haberleri çıktığında, Ahmet ile ilk tokat ve ilk şiddet olayı nedeni ile ayrıldığında, magazin basını, bir konser sonrası sormuştu.
Ve Sıla, basının bu şiddet haberlerine, evde kendi aralarında  kahkahalarla güldüklerini açıklamıştı.
Aşka dair yapılan röportajında, Ahmet ile arkadaşlarının tanıştırdığını, uzun süren bir arkadaşlık dönemi geçirdiklerini, birbirlerini tanıdıklarını ve çok aşık olduğunu anlatmıştı.
Kocaman bir kadın, hayatın içinde, kalabalık insanlarla yaşayan bir kadın, bu uzun sürede öfkeli ve bunu kontrol edemeyen bir adamı tanıyamamıştı.
Adamın daha önce hayatına giren kadınların, benim parmağımı kırdı diyen kadının, anlattıklarına inanmamıştı.
Yazılanlar ve iddialara gülmüşlerdi.
Bunların hepsi olabilir, dayağa rağmen barışmış, olabilirdi.
Sıla'ya inandık ve bu olaya inandık, tamam.
Ama, daha önceleri, nice kadınlar, dayak ve şiddet olaylarını anlatmış, sonra o adamın koynuna girmeye devam etmişti.
Bunlardan birisi, dayak yiyen ve ana habere çıkan kadın, ağlayarak anlattığı, ben yüzümle para kazanıyorum, beni dövdü diye anlattığı adamla barışıp, yıllarca o adam ile dayak yiye yiye yaşamıştı. 
Bu kadın daha sonraları beraber olduğu  her adamdan dayak yemişti ve artık kimsenin umuru bile olmamıştı.
Biz adamlara öfkelendiğimizle kalmıştık.
Bütün bu şiddet olaylarının, toplamına baktığımızda.
Sonuç.
Her kadının beyanı doğru değildir, intikam için iftira atmış olabilir.
Biz, yargılamadan önce, mutlaka yargı sonucunu beklemeliyiz.
Ben kadının beyanı esastır demeyen, olmamalı diyen kadınlardanım.
Hiç kimse kusura bakmasın.


Funda'nın aklındakiler…

... Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr Ayşe Gürol, medyada çocuk paylaşılmasının güvenlik riski, konusunda şunları anlatmış:
2010'da bir araştırma yapılmış ve sonuçlarına göre, çocukların ortalama 6 yaşına kadar, digital kimlik kazandıkları tespit edilmiş.
Paylaşımlar, doğum öncesi anne karnında başlayan, sonogram görüntüleri ile başlıyormuş.
Her 60 saniyede, 136 bin fotoğraf Facebook’a yükleniyormuş.
Çocuklarının fotoğraflarını yayınlayan ebeveynlerin sayısı ortalama yüzde 98 imiş.
Birçok ebeveyn gizlilik ayarları kullanıyormuş, ama zamanla sosyal medyanın gizlilik ayarlarının değişebileceğini, gelecekte ne kadar özel kalabileceğinin garantisini hesaplayamıyormuş.
Bazı insanlar, yabancıların çocuklarının fotoğraflarını çalıyor, sanki kendi çocukları gibi paylaşıyorlarmış.
Yani "Digital Kaçırma" olarak adlandırılan, fotoğraf hırsızlığını yapıyorlarmış.
Diyorlar ki:
Çocuğunuzun geleceğini düşünün.
1) Çocuğunuzun adı arama motorlarında göründüğünde, onları uyarmak için bildirimlerinizi ayarlayın.
2) Çocukların tam adı ve gerçek konumu hakkında bilgi verirken dikkatli davranın.
3) Herhangi bir mahrem durumu asla paylaşmayın.
4) Paylaşımlarınızın mevcut ve gelecekteki statülerinde sahip olacağı etkiyi, iyi düşünün.
Diye sıralamışlar.
Bana kalırsa sizin çocuğunuzdan bana ne, kime ne.
Bence hiç paylaşmayın.



...  İnternet fenomeniymiş.
Kerimcan Durmaz, videolarında, gay olduğunun altını çize çize bağıran, arsız kahkahaları ile inanılmaz şeyler paylaşan bu adamın inanılmaz takipçi sayısı var.
İnanılmaz like ediyorlar.
Doğum günü imiş.
Ne kadar ünlü varsa, doğum gününe gitmiş, hediyelere boğmuşlar, modacı bir kadının ayakkabısından şampanya içmiş, tek taş hediye etmişler, bilmem kaç bin dolara pırlanta diş yaptırmışlar.
Gazetelerin baş sayfasında bu gereksiz haberler paylaşılırken.
Biz bu gereksiz, bu lüzumsuz haberle uğraşırken.
Ülkenin başka yerinde.
Derdimiz büyük.
Esas haber bu.
Ana konumuz bu.
Görüntüler var, beş yaşında kız çocuğunu bir belediye işçisi, etrafı kollayarak, kimsenin olmadığı zamanda eli ile taciz ediyor.
Bu istismarcı, küçücük çocuğa tacizde bulunan bu adamı, savcı serbest bırakıyor.
Savcıya bak sen.
Delil yok diyor.
Bakıyor, sosyal medyadan tepki var, adamı tekrar tutukluyor.
Mahalle kamerası takır takır çekmiş, ne varsa ortada, utanmaz adam ortada.
Daha ne delili arıyorsun ki, be adam.
Neyse.
Hakimler ve Savcılar Kurulu, bu savcı ile ilgili müfettiş görevlendiriyor.
Kadınlar bu adam beni dövdü dediğinde inanacağız, (Sıla inandık) ama küçücük bir kızın anlattıklarına, kamera görüntülerine inanmayacağız.
Derdimiz bu olmalı.
Samimiyetsiz testi diye bir şey olsa, ya da samimiyetsizlikten ölüm olsa hayatta kalan olmayacak.

Funda Özkalyoncu | Kas 04 2018 | Ziyaretçi: 293
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI