Yazara E-mail Gönder

Konvansiyonel silah satışları antlaşması ve insanlık

Soğuk savaş sırasındaki nükleer güç dengesi nedeniyle büyük konvansiyonel silahlarla karşı karşıya gelmek istemeyen büyük ülkeler çıkarlarını küçük ve orta boy ülkelerde denemişlerdir. Sömürülen bu küçük ülkelerde her iki taraf etnik çatışmaları, mezhep çatışmalarını alevlendirmişlerdir. Bu çatışmalarda kullanılan silahlar Batılı ülkelerin sattığı küçük konvansiyonel silahlardır. Örneğin, Batılı ve Doğul büyük devletlerin hammaddeleri ele geçirmek için ayaklanma ve iç çatışmaları kışkırttıkları Afrika’da 1980-1995 yılları içinde beş milyon kişi küçük silahlar kullanarak birbirini öldürmüştür. 1995’ten sonra hafif makinalı tüfek, el bombaları, suikast tabancaları, otomatik tüfekler gibi küçük silahların satılması ve dağıtılmasının önlenmesi için birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği hareket geçmiştir.

2001 yılında "Bütün Yönleriyle Küçük ve Hafif Silahların Yasa Dışı Ticareti Bildirisi”, Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanmıştır. 2005 yılında "Ateşli Silahları Yasa Dışı İmal Etme ve Satma, Parçalarını Üretme Protokolü” imzalanmıştır. Nisan 2013’te Birleşmiş Milletler Genel Genel Kurulu "Konvansiyonel Silahların Küresel Ticaretini Düzenleme Antlaşmasını onaylayarak kabul etmiştir. Antlaşmayı ihlal edenleri cezalandıracak bir mekanizma antlaşma metninde yer almamıştır. Ancak, insan haklarının korunması açısından, antlaşmada silah satıcılarına müşterilerinin bu silahları nerde kullanacaklarının bildirilmesi zorunluğu getirilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu hususta her yıl rapor vermesi bile önerilmiştir.
Dünyadaki silah satışlarının çetelesini, İsveç’teki Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü tutmaktadır. Hangi ülkenin ne kadar silah aldığını bu Enstitünün bilgisayarlarında görmek mümkün. Son yıllarda Ortadoğu ülkeleri gerek büyük gerekse küçük konvansiyonel silah satın almada bir numaraya yükselmiş durumdalar. Bu satışlar nedeniyle terör, sivil şahısların ölümü, cinayet gibi olaylarda Ortadoğu’da patlama yaşanmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde başta Amerika olmak üzere Rusya, Çin Fransa, İngiltere gibi ülkeler başroldedirler.

Trump, Amerika’da iktidara geldikten sonra silah satışlarının büyük karını fark edince Suudi Arabistan’dan başlayarak hemen hemen bütün Arap ülkelerine askeri harcamaları artırmalarını isteyerek NATO ülkelerine Amerikan silah satışlarını arttırma çabalarına girişmiştir. Tabii en pahalı silahlar füze yapımları olduğu için Kısa Menzilli Füzeler Antlaşması’nı ilga eden Amerikan başkanı, bu sefer Amerika içinde ve dışında ikinci derecede gelir kaynağı küçük konvansiyonel anlaşmasını ilga etmiştir.

2014 yılında 96 ülkenin imzalamasıyla yürürlüğe giren antlaşma uluslararası alanda silah satışlarına açıklık getirdiği gibi silahların kullanımında hesap verebilirlik kıstasını da öngörmekteydi. 2 Kasım 2020’de ikinci defa başkanlık seçimine katılacak olan Trump, Amerikan Silah Birliği toplantısında küçük silahlar antlaşmasından çekileceğini açıklayınca Amerika’nın sağını oluşturan Cumhuriyetçiler tarafından ayakta alkışlanmıştır.

Amerika’da kafası bozularak silah satın alan ve hatta lise, üniversite öğrencisi olan kimselerin sınıfları basarak öğretmenleri ve öğrencileri öldürmesinin sonucu eski Başkan Obama’nın sıkılaştırdığı silah denetim mekanizmalarını geriye çeviren Trump yönetimi, kendi ülkesine olduğu kadar uluslararası alanda vuku bulacak olaylara böylece yeni bir kapı açmıştır.
Amerikan evlerinde silah bulundurma, Amerikan Anayasası’nın 2. Maddesinde yer almaktadır. 1789’daki yedi maddelik anayasaya ek olarak getirilen Haklar Bildirisinde yer alan "evde silah bulundurma özgürlüğü” İngilizlere karşı girişilen kurtuluş savaşının yansımasıdır. Amerikalı milisler İngilizlere karşı evlerinde bulundurdukları silahlarla karşı koymuşlardır. Cumhuriyetçiler 2014 Antlaşmasının iç hukuka yansımasından korkmaktadırlar. Oysa antlaşmada; "…her ülke kendi anayasasına ve kanunlarına göre silah denetimi yapar...” ifadesi bulunmaktadır.

Bu gelişmeler sonucu Amerikan Kongresinde demokratların baskısıyla görüşmelerin başlayacağı belirtilmiştir. Antlaşmanın diplomatik pazarlığını yapan Amerikan dışişleri Komitesi Grubu, uluslararası diplomasiyi kendi siyasal geleceği için kullanmanın kabul edilmez olduğunu bildirmiştir. Birleşmiş Milletler sözcüsü Stefan Durjavic bu antlaşmanın insan hakları ve silahlanma konusunda sorumluluk doğması için yapılan en önemli çaba olduğunu vurgulamıştır. Özellikle yeni silahların ortaya çıktığı ve silah satışlarının arttığı bir dönemde Amerika’nın anlaşmadan çekilmesi olumsuzluklar yaratacağını belirtmiştir. Avrupa Birliğinden bazı diplomatlar bu durumun dünyayı daha az güvenli bir yer haline getireceğini söylemişlerdir. Bu durumu antlaşmayı onaylayan 96 ülke insan haklarına ve insancıl hukuka karşı bir tutum olarak nitelemiştir.

Dünya, insan hakları konusunda her ülkeyi sıkıştıran Amerika’nın bu tutumu karşısında 1930’ların sıkıntılı günlerine geri dönmüş gözükmektedir.

Hasan Köni | Nis 30 2019 | Ziyaretçi: 339
Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI