'Uluslararası bir festivalin provasını gerçekleştirdik'

Türk kadın yönetmenlerimizin katkılarıyla festival tadı veren 2'inci Kadın Yönetmenler Haftası'nın direktörü, yönetmen, senarist ve besteci Gülten Taranç, bu organizasyondan beklediklerini anlattı

21 Mart 2019 23:30 | Kategori: Kültür & Sanat

Sema SEZEN

Sinema alanında dünya çapında iddialı olduğumuz bir dönemde olmamıza karşın, İzmir'de uluslararası bir film festivalimizin olmaması şaşırtıcı bir durum. Bu büyük eksikliği gidermeye çalışan sinemacı Gülten Taranç "Kadın Yönetmenler Haftası"nın ilkini tek başına mücadele vererek  geçen yıl başarıyla gerçekleştirdi. İkinci yılında Şebnem Vitrinel'in de dahil olması ve iki kadın sinemacının çabalarıyla daha da gelişen yönetmenler haftası Uluslararası film festivali olma yolunda ilerliyor. 

Geçtiğimiz 1-7 Mart 2019'da İzmir'de Kadın Yönetmenler Haftasının 2'ncisi gerçekleşti. Sadece ülkemizde değil, yurt dışında da kendisini kanıtlamış birçok Türk kadın yönetmen bu haftada filmleri ve söyleşileriyle yer aldı. Yönetmenler Haftasının direktörü Gülten Taranç, kadın yönetmenlerin sinemadaki gücünü bu festivalle öne çıkardı. Taranç, Kadın Yönetmenler Haftası'nın gelişim süreciyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

-"Kadın Yönetmenler Haftası"nın düşünce ve oluşma sürecini anlatır mısınız? 

Açıkçası kadın yönetmenlerin İzmir'de filmlerini gösterme talebinden doğdu diyebilirim. Her ay kadın yönetmenler olarak toplanıyorduk. O sıralar ilk filmim Yağmurlarda Yıkansam'ın dağıtımıyla ilgili çalışıyordum. Daha sonra bağımsız sinema yapan herkesin dağıtım konusunda sıkıntılar yaşadığına tanık oldum. İlk filmini yapmış olan 11 kadın yönetmen geldi geçtiğimiz sene ve "İlkler Unutulmaz" teması ile filmlerini gösterdik. Gelen yönetmenlerden biri de Çiğdem Vitrinel'di ve yapımcısı, senaristi olan Şebnem Vitrinel ile gelmişlerdi. Şebnem Vitrinel'le tanışmasaydım bu sene devam eder miydi bilmiyorum çünkü yaratıcı grupta kalmak istiyordum ancak ikimiz de yaratıcılığımızı hafta boyunca fazlasıyla kullandık. Geçen seneden çok daha yoğun ve keyifli bir program hazırladık. Paneller, atölyeler ve söyleşiler film gösterimleri kadar yoğun ve dolu geçti. Seneye çok daha büyük bir organizasyon olacağı kesin.


-Kadın Yönetmenler Haftası'ndan beklediğiniz randımanı aldınız mı?

Aldık diye düşünüyorum. İzmir seyircisi salonları boş bırakmadı. Birbirini tanımayan yönetmenler tanışmış oldu. Amaç sadece seyirci değildi bu etkinlikte.. Bir şekilde kadın yönetmenlerin de birbirleriyle kaynaşması, sorunlarının konuşulması ve belli iş birliklerinin başlaması için düzenlenen bir hafta bu. O anlamda çok verimli ve keyifli bir süreç geçirdik. Seyircinin memnuniyetine salonlarda tanıklık etme şansım oldu. Hediye getirmeye başlayan seyirciler bile vardı. Tüm organizasyonun bir diğer amacı ise üniversitede sinema televizyon ve iletişim okuyanlara ulaşmaktı. Bizimle çalışan gönüllü üniversite öğrencileri için çok önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum.


-Bu hafta nereye doğru gidiyor? Uluslararası film festivali olması için neler gerekiyor?

Bu hafta uluslararası film festivali olmaya doğru gidiyor. Bu sene bir festivalin provasını gerçekleştirdik. İzmir'de uzun metraj bir film festivali yok hatta Ege Bölgesi'nde bile bir festival yok. Hem bağımsız sinema yönetmenleri hem de sinemaseverler için bunun büyük bir eksik olduğu inancındayım. Uluslararası bir film festivali olma sürecinde çok daha büyük maddi desteğe ihtiyacımız olacaktır.

-Sponsor bulma aşamasında ne tür zorluklarla karşılaştınız?

Haftamız Konak Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Fransız Kültür Merkezi mekanını açarak çok büyük bir katkıda bulundu. İzmir'den dünyaya kostümler üreten Yavuz Göktekin çantalarımıza sponsor oldu. Açıkçası bu kriz döneminde sponsor aramak yerine haftanın içeriğine konsantre olduk.

-Sizi sinemaya yönlendiren kim oldu, ailede de sinemacılar var değil mi?

Babam Ragıp Taranç. Çektiğim fotoğrafları gördükten sonra böyle bir yönlendirme yaptı. Ben başlarda korktum bu sektörden ancak sonra fark ettim ki benim için en doğru olan yerdeyim. Yönetmenlik gibi büyük özveri ve sorumluluk gerektiren bir meslek, "aile işi" diye yapılabilecek bir şey değil, sevmeniz gerekiyor. Sevmeden yapılabilecek hiçbir tarafı yok. Çünkü önce kendinize ve fikrinize inanmanız lazım ve tüm filmi götüren aslında sahip olduğunuz tutku... Ne kadar tutkulu olarak yapıyorsanız o kadar karşılığını alabilirsiniz sanırım. Bu her meslek için geçerli ama sinema için biraz daha durum böyle...

-Müzikle de ilgileniyorsunuz, hatta kendi besteleriniz var; bu alandaki hedefleriniz neler?

"Bir gün" bir bestemi radyoda duymak istiyorum. En büyük hedefim o.. Hatta benim yerime başka biri söylerse daha da güzel. Müzik, kendimi özgürce dışa vurabildiğim bir alan ve insanların bu alanda duygularına hitap etmek isterim. 

Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI