'Dizinin müziklerinden önce karakterleri tanıyordum'

İzleyicileri ekrana kilitleyen popüler dizi La Casa De Papel'de seslendirdiği "My Life Is Going On" şarkısıyla dünya çapında bir ün kazanan Cecilia Krull, hakkında merak edilenleri YeniBirlik okurlarına anlattı

18 Eylül 2018 14:49 | Güncelleme :18 Eylül 2018 15:36 | Kategori: Kültür & Sanat

SEMA SEZEN

Pop, Groove ve Soul gibi farklı müzik tarzlarında da şarkılar seslendiren sanatçı, bugüne kadar İspanya, Fransa, İsveç, Cezayir gibi ülkelerde sahne aldı ve Vitoria, Jimmy Glass, Elias Crean, Jn77 'in the Lake, Pinto, Soto del Real, Flavor to Club, Cultural Festival European of Algiers, Carlos Ill, gibi birçok prestijli festivalde performanslar sergiledi.
Jorge Pardo, Robert Glasper, Javier Colina, Gustav Lundgren, Mel Bringuez, Pedro Itu-rraide, Guillermo McGill, Andreas Unge, Pablo Martin Caminero, Borja Ba rrueta, Daniel Garcia Bruno, Bob Sands, Pedro Ruy Bias, Pepe Rivero, Gaston Joya, Michael Olivera, Reinier Elizarde, Ivan Melon Lewis gibi uluslararası üne sahip çok sayıda müzisyenle de müzikal işbirlikleri gerçekleştiren Cecilia Krull, Manuel Santisteban ile birlikte birçok soundtrack çalışmasına da imza attı. "Three Meters Above The Sky” (2010), "Fuga de Cerebros 2” (2011), "Ms to Vis "(2016), "The House of Paper” (2017) ve "The Accident" (2018) gibi projelerde sesiyle yer aldı.
Cecilia Krull, 21 - 22 Eylül tarihlerinde Salon IKSV’de İstanbullu hayranlarıyla ilk kez buluşacak.

-Müzikle yolunuz nasıl kesişti? 

Müzik kendimi bildim bileli hayatımda, evimizdeydi. Babam da caz piyanisti. Ben daha çok küçükken babam piyanonun başına geçerdi, ben de şarkı söyleyerek ona eşlik ederdim. Anneannemden Küba ezgileri, bolerolar, büyükannemden Fransızca şarkılar dinlerdim. 

-Peki, profesyonel anlamda bunu bir kariyere dönüştürme fikri nasıl oldu? 

Yine çok küçük yaşta babamın yönlendirmesiyle oldu. İlk deneyimimi 7 yaşında bir Disney filminin soundtrack’ini seslendirerek yaşadım. Önce babama bu projeden bahsediyorlar ve şarkı söyleyebilen bir çocuk aradıklarını iletiyorlar. Babam da kim olabilir diye düşünürken aklına ben geliyorum. Sonrasında seçmelere katıldım ve kazandım. Her şey böyle başladı.



-La Casa De Papel projesine nasıl dahil oldunuz?

Daha önce birlikte soundtrack çalışmaları yaptığımız arkadaşım Manel Santisteban aracılığıyla bu projede sesimle yer aldım. Dizinin yaratıcılarından Alex Pina ile de daha önce birlikte çalışmıştık. 

-Peki dizinin ve müziklerinin bu kadar ses getireceğini tahmin ediyor muydunuz? 

Manel ve Alex ile ilk kez çalışmadığım için ortaya çok iyi bir iş çıkacağından emindim. Ama tüm dünyada böyle bir ilgiyi gerçekten hiçbirimiz tahmin edemezdik. Bu işin bir parçası olduğum için çok mutlu ve gururluyum. 

-Diziyi siz de izlediniz mi? 

Elbette! Dizinin müzikleri için çalışırken senaryoyu ve karakterleri elbette biliyordum. Ama ekrandan izlemek gerçekten başka. Çok sürükleyici bir hikâye, çok başarılı oyunculuklar ve birbirinden özel karakterler...

-İstanbul’daki konseriniz için heyecanlı mısınız? 

Hem de çok! Birkaç ay önce Ankara’da bir konserim olmuştu. Çok sıcak bir ilgiyle karşılaştım. Konser sonrasında dinleyicilerimle bol bol fotoğraflar çekildik. İstanbul’da iki gece üst üste performans sergileyeceğiz. Harika geçeceğini umuyorum. İspanya’daki Türk arkadaşlarımdan İstanbul’u çok dinlemiştim. Güzel şehrinizi gelip göreceğim için de çok mutluyum. 

-Geleceğe dair hayalleriniz neler?

Şu anda ilk albümüm için kayıtlarımız devam ediyor. Farklı şeyler denemeyi çok seviyorum. Daha farklı tarzda müzik yapan müzisyen dostlarımla ortak projelerimiz olabilir. Hayalim ise, müziğimle çok daha geniş kitlelere ulaşabilmek ve müziğimi insanlarla paylaşabilmek…

Sitemiz yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm haklarının sahibidir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
YUKARI